TCK 188 Kapsamında Tutuklama Tedbiri ve Katalog Suç Kavramı
Av. Mehmet Buğra Anıl


TCK 188 Kapsamında Tutuklama Tedbiri ve Katalog Suç Kavramı
Somut Delil Şartı, Ölçülülük ve Dijital Deliller Işığında Doktrin Temelli Bir İnceleme
Giriş
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, hem Anayasa’da hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınmış temel bir haktır. Ceza muhakemesi hukukunda bu hakkı sınırlayan en ağır koruma tedbirlerinden biri tutuklamadır. Tutuklama, bir “ceza” değil; yargılamanın sağlıklı yürütülmesi amacıyla başvurulan geçici ve istisnai bir tedbirdir. Buna rağmen uygulamada, özellikle belli suç tiplerinde tutuklama tedbirinin “ilk tercih” gibi işletildiği; tutuklamanın gerekçelendirilmesinde kalıp ifadelerin kullanıldığı; adli kontrolün çoğu dosyada gerçek anlamda tartışılmadığı eleştirileri uzun zamandır gündemdedir.
Tutuklamaya ilişkin temel düzenleme 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinde yer alır. Bu madde, tutuklamanın iki ana sütun üzerinde durduğunu kabul eder:
Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması,
Tutuklama nedenlerinden en az birinin varlığı (kaçma şüphesi veya delilleri yok etme/karartma/baskı kurma tehlikesi).
Bunun yanında, tutuklama kararının ölçülü olması ve tutuklama yerine adli kontrol tedbirleriyle amaç sağlanabiliyorsa tutuklamaya başvurulmaması gerekir. Bu sistem, tutuklamayı “son çare” (ultima ratio) haline getiren bir mantık üzerine kuruludur.
Ne var ki, CMK 100/3’te yer alan “katalog suçlar” düzenlemesi, uygulamada tutuklamayı kolaylaştıran bir karine olarak işletilebilmekte; bazı dosyalarda “suçun katalog olması” gerekçesi tutuklamanın merkezine yerleştirilebilmektedir. Oysa modern insan hakları standardı şunu söyler: Katalog suç listesi varsa bile, bu liste tutuklamayı otomatik hale getiremez. Mutlaka “somut olgu-somut delil” temelinde kuvvetli şüphe ortaya konulmalı, ayrıca tutuklama nedenleri dosya özelinde gerekçelendirilmelidir.
Bu çalışma; TCK 188 kapsamında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda tutuklama tedbirinin hangi ölçütlerle değerlendirilmesi gerektiğini, katalog suç kavramının sınırlarını, “somut delil” şartının pratik sonuçlarını ve özellikle dijital delillerin rolünü doktrin temelli biçimde ele almaktadır. Amaç, hem teori hem uygulama için denetlenebilir, ölçülü ve özgürlük lehine yorumlanabilir bir çerçeve sunmaktır.
TCK 188 Suçunda Tutuklama Hangi Şartlarda Uygulanır?
TCK 188 kapsamında tutuklama kararı verilebilmesi için aşağıdaki şartların birlikte bulunması gerekir:
Suç işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin mevcut olması,
Şüpheli veya sanık yönünden kaçma ihtimalinin bulunması,
Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme tehlikesinin varlığı,
Tutuklama yerine uygulanabilecek adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalması,
Tutuklama tedbirinin ölçülü ve zorunlu olması.
I. TCK 188’in Kısa Çerçevesi: Suç Tipi, Korunan Hukuki Değer ve Uygulamadaki Düğüm Noktası
TCK 188, “uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” suçunu düzenler. Kanun koyucunun bu suça ağır yaptırımlar öngörmesinin temel gerekçesi, suçun toplum sağlığına yönelik yüksek tehdidi ve çoğu zaman organize yapıların finansmanında rol oynamasıdır. Bu nedenle TCK 188, ceza siyasetinin ağırlaştırıcı refleksinin en net görüldüğü alanlardan biridir.
Ancak TCK 188 uygulamasında esas tartışma çoğu dosyada şu noktada düğümlenir:
Ele geçirilen madde, miktar ve bulgu seti “ticaret kastını” gerçekten gösteriyor mu?
Yoksa dosya; “kullanma için bulundurma” (TCK 191) sınırında mı?
Bu ayrım, sadece suç vasfı ve ceza miktarı açısından değil; tutuklamanın hukuka uygunluğu açısından da kritik önem taşır. Çünkü TCK 188, CMK 100/3 kapsamında katalog suçlardan sayıldığı için uygulamada daha hızlı tutuklama gündeme gelebilmekte; fakat suç vasfı tartışmalıysa, “katalog suç” etiketinin sağladığı karine zayıflar, tutuklama şartları çok daha sıkı denetlenmelidir.
Özetle: TCK 188 dosyasında tutuklama tartışması, çoğu zaman delillerin “ticaret kastı”nı ispat gücü üzerinden yürür.
II. Tutuklamanın Hukuki Niteliği: Ceza Değil, İstisnai Bir Koruma Tedbiri
Tutuklamanın hukuki niteliği, tartışmanın başlangıç noktasıdır. Tutuklama:
Peşinen cezalandırma aracı değildir,
Kamuoyunu tatmin mekanizması değildir,
“Soruşturmayı rahat yürütme” gerekçesiyle otomatik başvurulacak bir yöntem değildir.
Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeği bulmaktır; bu amaç için koruma tedbirlerine başvurulabilir. Fakat her koruma tedbiri kişi hak ve özgürlüklerine müdahale içerdiğinden, bu tedbirlerin uygulanması sıkı koşullara bağlıdır.
Bu çerçevede tutuklama için üç ana eşik vardır:
Somut delillere dayanan kuvvetli şüphe,
Tutuklama nedeni,
Ölçülülük ve adli kontrol değerlendirmesi.
Bu üç eşikten biri eksikse, tutuklama hukuka uygunluk zeminini kaybeder.
III. CMK 100 Sistemi: “Somut Delil” Şartı ve Tutuklama Nedenlerinin Dosya Bazlı Gerekçelendirilmesi
A. Kuvvetli Suç Şüphesini Gösteren Somut Deliller
CMK 100/1, tutuklama için “kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller” arar. Burada iki kavramın altını çizmek gerekir:
Kuvvetli şüphe: Basit şüphe veya makul şüpheden daha yüksek; objektif bir gözlemciyi “bu kişi suçu işlemiş olabilir” düzeyinin ötesine taşıyan, isnadı güçlü kılan delil yoğunluğudur.
Somut delil: İddianın dayandığı olgunun, dosyada denetlenebilir materyalle desteklenmesidir. “İhbar var” demek somut delil değildir; “anonim mesaj geldi” demek somut delil değildir. Delilin kaynağı, elde ediliş yöntemi ve denetlenebilirliği önemlidir.
TCK 188 dosyalarında somut delil tartışması çoğu kez şu başlıklarda yapılır:
Madde miktarı ve ele geçiriliş biçimi (tek parça mı, paketli mi?)
Paketleme materyali var mı?
Hassas terazi var mı? Terazinin “işlev” bağlamı ne?
Para hareketi, müşteri ilişkisi, alım-satım trafiği var mı?
Dijital deliller (mesajlar, aramalar, konumlar) usule uygun mu?
Sanığın ekonomik durumu, hayatın olağan akışıyla uyumlu açıklaması var mı?
Burada kritik nokta şudur: Bazı bulgular ticaret kastına işaret edebilir; ama tek başlarına otomatik sonuç doğurmamalıdır. Örneğin hassas terazi, tek başına “ticaret” demek değildir. Aynı şekilde yalnız miktarın yüksekliği de her dosyada otomatik ticaret anlamına gelmez; zira kullanım alışkanlığı, bağımlılık derecesi ve temin sıklığı gibi değişkenler tek tek değerlendirilmelidir.
B. Tutuklama Nedenleri: Kaçma ve Delil Karartma Tehlikesi
CMK 100/2’ye göre tutuklamanın ikinci ayağı tutuklama nedenleridir. Uygulamada sık yapılan hata şudur: “Suç katalog, cezası ağır, o halde kaçar” şeklinde otomatik akıl yürütme.
Oysa kaçma şüphesi değerlendirmesi; sanığın:
sabit ikametgâhı,
aile bağları,
düzenli işi,
geçmiş yargılama davranışları,
çağrıldığında gelip gelmediği,
pasaport/yurt dışı bağlantıları,
somut kaçma hazırlığı olup olmadığı
gibi olgulara dayandırılmalıdır.
Delil karartma tehlikesi ise soyut değil somut olgularla gerekçelendirilmelidir. Örneğin:
delillerin henüz toplanmamış olması tek başına yetmez; “bu sanık delile nasıl müdahale edebilir?” sorusu cevaplanmalıdır.
tanıklar üzerinde baskı iddiası varsa bunun emareleri ortaya konulmalıdır.
dijital materyallere erişim, cihazlara müdahale ihtimali gibi riskler “artık cihazlar emniyetteyse” zayıflar.
TCK 188 dosyalarında delil karartma gerekçesi çoğu zaman “dosyanın kapsamı geniş” veya “deliller toplanıyor” gibi klişe ifadelerle yazılır. Oysa tutuklamanın devamı açısından özellikle şu ilke unutulmamalıdır: Deliller toplandıkça delil karartma riski azalır; risk azaldıkça tutukluluk daha ağır gerekçe ister.
C. Ölçülülük ve Adli Kontrol: Tutuklama Son Çare Olmalıdır
Tutuklama, ölçülülük testinden geçmek zorundadır. Ölçülülük; müdahalenin amaçla dengeli olup olmadığını denetler. Bu çerçevede hâkim, tutuklama yerine adli kontrolle aynı sonuca ulaşılabiliyorsa adli kontrolü tercih etmelidir.
TCK 188 dosyalarında adli kontrol seçenekleri özellikle şunlarla etkili hale getirilebilir:
yurt dışına çıkış yasağı,
belirli aralıklarla imza,
konut terk etmeme,
elektronik izleme,
belirli yerlere yaklaşmama/iletişim kurmama,
güvence bedeli.
Savunma bakımından en pratik nokta şudur: Tutuklama kararına itiraz veya tahliye talebinde, adli kontrolün “neden yeterli olduğu” somutlaştırılmalıdır. Yani sadece “adli kontrol yeter” demek değil; hangi adli kontrol tedbirinin hangi riski nasıl bertaraf edeceğini göstermek gerekir.
IV. Katalog Suç Kavramı: Karine Ne Demektir, Ne Değildir?
CMK 100/3’te bazı suçlar bakımından tutuklama nedenlerinin varlığı “karine” olarak kabul edilir. TCK 188 de bu katalog içinde yer alır. Katalog düzenlemesi, kanun koyucunun bu suçlarda kaçma ve delil karartma riskinin ortalamada daha yüksek olabileceği varsayımıyla hareket etmesi anlamına gelir.
Ancak karine şu demek değildir:
Katalog suç = otomatik tutuklama
Katalog suç = gerekçesiz tutuklama
Katalog suç = adli kontrol tartışmasına gerek yok
Katalog suç karinesi tutuklama nedenleri bakımındandır; kuvvetli suç şüphesini ortadan kaldırmaz. Yani önce hâlâ şu soru sorulacaktır:
“Bu kişi, isnat edilen suçu işlemiş olabilir mi?”
“Bu ihtimali kuvvetli kılan somut deliller var mı?”
Özellikle 2021’de yapılan değişiklikle katalog suç düzenlemesinde “somut delillere dayanan” vurgusunun öne çıkarılması, tutuklama kararlarının daha sıkı gerekçelendirilmesi beklentisini doğurmuştur. Bu, hem AİHM standartlarının hem de Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarında geliştirdiği özgürlükçü yaklaşımın bir sonucudur.
İnsan hakları hukukunun mantığı nettir: Tutuklama gerekçesi kişiye ve dosyaya özgü olmalı; kalıp ifadelerle özgürlükten yoksun bırakma meşrulaştırılamamalıdır.
V. TCK 188 Dosyalarında “Ticaret Kastı”nın Delil Haritası
A. Miktar, Paketleme, Terazi:
TCK 188 dosyalarında uygulama çoğu zaman ele geçen maddenin miktarı üzerinden yürür. Oysa miktar, tek başına nihai ölçüt değildir. Çünkü:
kullanıcıların temin sıklığı ve bağımlılık seviyesi farklıdır,
bazı maddelerde piyasa koşulları, temin zorluğu, “toplu alım” davranışını tetikleyebilir,
tek parça halinde ele geçirilen madde ile çok sayıda paket halinde ele geçirilen madde aynı anlamı taşımaz.
Paketleme materyali, hassas terazi, “kullanıma hazır” paketler gibi bulgular elbette önemlidir; ancak her bulgunun açıklaması, hayatın olağan akışı ve sanığın savunması ile birlikte değerlendirilmelidir.
Savunma açısından kritik olan şudur: Tek bir belirtiyi (terazi, poşet, miktar) merkeze alıp ticaret sonucuna gitmek, kuvvetli şüphe standardını zayıflatır. Bu nedenle “ek ve tamamlayıcı delil seti” aranmalıdır: para trafiği, müşteri ilişkisi, süreklilik, irtibatlar, satışa dair iletişim içerikleri gibi.
B. Dijital Deliller: Hukuka Uygunluk ve Teknik İnceleme Zorunluluğu
Güncel uygulamada TCK 188 dosyalarının en belirleyici unsuru dijital delillerdir: mesajlar, arama kayıtları, konum, fotoğraf/video, uygulama içerikleri vb. Ancak dijital delillerde iki hayati mesele vardır:
Hukuka uygun elde edilme (usul, arama-el koyma, imaj alma, bilişim incelemesi),
Güvenilirlik ve bütünlük (değiştirilmiş mi, kesilmiş mi, bağlamı ne, doğrulama var mı?).
Bir ekran görüntüsü her zaman “delil” değildir. Teknik doğrulama yapılmadan, cihaz imajı alınmadan, zincirleme muhafaza prosedürü işletilmeden dosyaya giren dijital materyalin güvenilirliği tartışmalıdır. Böyle bir materyal, bırakın mahkûmiyet hükmünü; tutuklama gibi ağır bir tedbirin temel dayanağı yapılırken çok daha sıkı denetime tabi tutulmalıdır.
Savunmada pratik öneri: Dijital delil varsa mutlaka:
imaj alınıp alınmadığı,
hash doğrulaması,
bilirkişi/bilişim incelemesi,
elde edilişin usule uygunluğu
dosya üzerinden sorgulanmalıdır.
C. İletişimin Denetlenmesi ve Teknik İzleme: Süre, Yetki ve Kapsam Sınırı
Katalog suçlarda iletişimin denetlenmesi ve teknik takip gibi tedbirler daha sık uygulanabilir. Ancak bu tedbirler de sınırsız değildir. Süre, yetki ve gerekçelendirme şartları vardır. Tedbir süresi dolduktan sonra uzatma yapılmadan elde edilen kayıtların hukuka uygunluğu tartışılır. Hukuka aykırı delil, kural olarak hükme esas alınamayacağı gibi; tutuklama tedbiri bakımından da “somut delil” niteliği taşımaz.
Burada temel ilke şudur: Usulsüz delil, kuvvetli şüpheyi güçlendirmez; bilakis şüphe standardını düşürür ve özgürlük lehine yorum ihtiyacını artırır.
VI. Uzun Tutukluluk Sorunu: TCK 188 Dosyalarında Süre ve Gerekçelendirme Standardı
TCK 188 yargılamaları bazen kapsamlı soruşturmalar, çok sanıklı dosyalar, HTS çözümlemeleri, teknik takipler, bilirkişi raporları nedeniyle uzayabilir. Bu durum, tutukluluğun da uzaması riskini doğurur.
Oysa tutukluluk devam ettikçe gerekçelendirme standardı artar. “Değişen bir şey yok” şeklindeki rutin ifadelerle tutukluluğun sürdürülmesi, özgürlük hakkı bakımından sorunludur. Bir noktadan sonra soru şudur:
Deliller toplandı mı?
Sanığın kaçma/delil karartma riski hâlen somut mu?
Adli kontrol seçenekleri neden hâlâ yetersiz?
Tutukluluk süresi uzadıkça, yargı makamlarının daha güçlü ve bireyselleştirilmiş gerekçe üretmesi gerekir. Aksi halde tutuklama tedbiri, fiilen bir “peşin infaz” görüntüsü vermeye başlar. İnsan hakları hukukunun özellikle üzerinde durduğu risk budur.
Savunma açısından pratik yaklaşım: Uzun tutuklulukta, dosyada delillerin ne kadarının toplandığı tek tek gösterilmeli; “artık delil karartma riski yok” argümanı somutlaştırılmalıdır. Ayrıca adli kontrol tedbirleri önerisi “paket” halinde sunulmalı; kaçma riskine karşı hangi tedbirlerin yeterli olduğu açıklanmalıdır.
VII. Doktrindeki Temel Eleştiriler: Katalog Suç Rejiminin Sınırları ve Uygulamadaki Sapma
Doktrinde katalog suç sistemine yönelik eleştiriler üç ana eksende toplanır:
Tutuklamayı otomatikleştirme riski: Katalog suç mantığı yanlış uygulanırsa hâkim, dosya özelindeki değerlendirmeyi bırakıp şablona yaslanır. Bu da tutuklamayı istisna olmaktan çıkarır.
Gerekçesiz karar üretimi: “Suçun vasıf ve mahiyeti, kaçma şüphesi” kalıbı, denetlenebilir gerekçe üretmez. Oysa gerekçe; hem itiraz yolunun etkinliği hem de adil yargılanma açısından zorunludur.
Somut delil standardının zayıflatılması: Bazı dosyalarda kuvvetli şüphe, aslında “makul şüphe” düzeyinde kalırken tutuklama kararı verilebilmektedir. Bu, özgürlük hakkına ölçüsüz müdahale doğurur.
Bu eleştiriler, özellikle TCK 188 uygulamasında belirginleşir. Çünkü suçun ağırlığı ve katalog statüsü, bazen “delil tartışmasını” ikinci plana atma eğilimi yaratır. Oysa doğru yöntem tam tersidir: Suç ağırsa, özgürlük müdahalesi de ağır olduğundan, denetim daha sıkı olmalıdır.
VIII. Uygulamada Savunma İçin Yol Haritası: Tutuklamaya İtiraz ve Tahliye Taleplerinde Vurgu Noktaları
Bu bölüm, yazının “pratik değeri” açısından özellikle faydalı olur. TCK 188 dosyasında tutuklamaya itiraz veya tahliye talebinde şu başlıklar sistematik biçimde kurulabilir:
1) Kuvvetli Şüphe Yokluğu: Ticaret Kastını Gösteren Ek Delil Seti Bulunmuyor
Madde tek parça / paketli değil
Müşteri trafiği yok
Para hareketi yok
Satışa dair görüşme/mesaj yok veya teknik olarak doğrulanmamış
Terazi/poşet gibi bulgular tek başına yeterli değil
Savunma hayatın olağan akışına uygun
2) Dijital Delil Varsa: Teknik Doğrulama ve Hukuka Uygunluk Tartışması
İmaj alınmadıysa güvenilirlik sorunu
Hash doğrulaması yoksa bütünlük sorunu
Zincirleme muhafaza yoksa manipülasyon riski
Hukuka aykırı elde edildiyse “somut delil” olamaz
3) Tutuklama Nedenleri Yok: Sabit İkamet, Aile Bağı, İş, Yargılamaya Uyum
Kaçmaya dair somut emare yok
Delil karartma riski azaldı / deliller toplandı
Tanıklar dinlendi / kamera kayıtları alındı / telefonlar incelendi vb.
4) Ölçülülük: Adli Kontrol Tedbirlerinin Uygulanması
Yurt dışı yasağı + imza
Konut terk etmeme / elektronik izleme
Güvence bedeli
Belirli kişilerle iletişim yasağı
5) Sonuç: Tutuklama “Son Çare” Olmalı
Tutuklama yerine daha hafif tedbirlerle amaç sağlanabilir
Tutuklama artık tedbir değil, fiilen cezaya dönüşüyor
Sonuç ve Değerlendirme
TCK 188 kapsamında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda tutuklama tedbiri, katalog suç statüsü nedeniyle uygulamada sıkça gündeme gelmektedir. Ancak katalog suç düzenlemesi, tutuklamayı otomatik hale getiren bir mekanizma değildir. Tutuklama; somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenlerinin dosya bazında gerekçelendirilmesi şartlarına bağlıdır. Ayrıca ölçülülük ilkesi gereği, adli kontrolle amaç sağlanabiliyorsa tutuklama son çare olmalıdır.
TCK 188 dosyalarında temel tartışma çoğu zaman “ticaret kastı”nın delil seti üzerinden yürür. Hassas terazi, poşet, miktar gibi unsurlar belirti olabilir; fakat tek başına kuvvetli şüpheyi her dosyada otomatik kurmaz. Özellikle dijital delillerin varlığında, bu delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği ve teknik olarak doğrulanıp doğrulanmadığı ayrı bir hassasiyetle incelenmelidir. Ekran görüntüsü veya bağlamından koparılmış mesaj parçaları, doğrulama yapılmadıkça tutuklama gibi ağır bir tedbirin temel dayanağı haline getirilmemelidir.
Sonuç olarak, TCK 188 yargılamalarında tutuklama tedbiri; suçun ağırlığı ve katalog statüsünden bağımsız olarak, somut delil–kuvvetli şüphe–tutuklama nedeni–ölçülülük ekseninde değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, hem özgürlük hakkını hem de yargılamanın sağlıklı yürütülmesini dengeler. Hukuk devletinin gereği; tutuklamanın istisnai kalması, gerekçenin denetlenebilir olması ve adli kontrol seçeneklerinin gerçek anlamda tartışılmasıdır.
TCK 188 kapsamında yürütülen soruşturmalarda tutuklama tedbirinin hukuka uygunluğu, dosyadaki somut delillerin niteliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Tutuklama kararına itiraz, tahliye talepleri veya suç vasfına ilişkin hukuki destek alınması gereken durumlarda ceza hukuku alanında uzman bir avukat tarafından dosyanın incelenmesi hak kayıplarının önlenmesi açısından önem taşımaktadır.
TCK 188 Suçuna İlişkin Sıkça Sorulan Sorular
TCK 188 suçunda tutuklama zorunlu mudur?
Hayır. TCK 188 suçu katalog suçlar arasında yer alsa da tutuklama zorunlu değildir. Tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller ile kaçma veya delil karartma tehlikesinin ayrıca bulunması gerekir.
Katalog suç olması tutuklama için yeterli midir?
Tek başına yeterli değildir. Katalog suç düzenlemesi yalnızca tutuklama nedenlerinin varlığı bakımından kanuni karine oluşturur. Somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi bulunmadan tutuklama kararı verilemez.
TCK 188 yerine TCK 191 uygulanması tutuklamayı etkiler mi?
Evet. Fiilin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma kapsamında değerlendirilmesi halinde suç katalog suç olmaktan çıkar ve tutuklama tedbirinin uygulanması önemli ölçüde zorlaşır.
Uyuşturucu miktarı tek başına tutuklama sebebi midir?
Hayır. Ele geçirilen maddenin miktarı tek başına ticaret kastını ve tutuklama gerekliliğini göstermez. Paketleme biçimi, iletişim kayıtları, para hareketleri ve diğer somut deliller birlikte değerlendirilmelidir.
Tutuklama yerine adli kontrol uygulanabilir mi?
Evet. Kaçma veya delil karartma riski adli kontrol tedbirleriyle önlenebiliyorsa tutuklama yerine yurt dışına çıkış yasağı, imza yükümlülüğü veya elektronik izleme gibi tedbirler uygulanmalıdır.
Bu yazı bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup somut olaylar bakımından hukuki değerlendirme farklılık gösterebilir.
Anıl Hukuk & Danışmanlık
Av. Mehmet Buğra Anıl
📞 0537 680 01 11
✉️ anilmehmetbugra@gmail.com
İstanbul'da faaliyet gösteren hukuk büromuz, bireysel ve kurumsal müvekkillere hizmet sunar.
© 2025 Anıl Hukuk & Danışmanlık – Tüm Hakları Saklıdır.
Bu web sitesindeki bilgiler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Özel durumlarınız için bir avukata danışmanız önerilir.
